İkiz Nehirler-10


Selim ve Kerem genç kadının götürüldüğü hastaneyi öğrendikten sonra hızla oraya gelmişler, orada karşılarına çıkan ilk hemşireye Zeynep’in durumunu sormuşlardı. Ameliyathanenin kapısında bekleyen bir grubun konuşmasına kulak kabartan Selim onların da Zeynep’i tanıdığını fark ettiğinde yanlarına gidip;
-Merhaba, siz Zeynep’in yakınları mısınız? Diye sormuştu.
Aralarındaki en sakin kişi olan Burçin kızarmış gözleriyle karşısındaki adama bakıp kısık çıkan sesiyle “Evet” derken Selim yeniden konuşmaya başladı.
-Biz haberlerde gördük burada olduğunu öğrenince geldik hemen. Nasıl iyi mi yani hemşire söyledi yolda gelirken kalbi durmuş… Bu arada ben Selim, bu da arkadaşım Kerem.
Selim, sıkıntıyla bir sağa bir sola volta atıp sıkıntıyla yüzünü sıvazlayan adamı gösterdiğinde Burçin bakışlarını Kerem’e çevirdi.
-İyi şimdi yani yolda bir kez kalbi durdu ama şimdi çok şükür iyi ameliyatta bekliyoruz, hem ben biliyorum arkadaşımı inatçıdır o.
Genç kadın titreyen çenesine engel olamazken titrek bir nefes gözlerinden süzülen iki damla yaşı hızla sildi. Diğer köşede hıçkıra hıçkıra ağlayan Ahu “Benim yüzümden oldu” diye kendini suçlayıp aynı şeyleri tekrarlarken Ezgi’de onu teselli etmeye çalışıyordu. Burak ise abisinin tabancasından çıkan kurşunlardan birinin omzunu sıyırıp geçmesiyle hafif yaralanmış, Zeynep ise göğsünün biraz altına denk gelen kurşun ile daha ağır yara almıştı. Sema’yı Umay’ı sakinleştirmesi için evde kalmaya ikna ederken yanlarına Gonca’yı da bırakmışlardı. Burçin bir anda her şeyin nasıl bu hale geldiğini ne ara hastaneye geldiklerini hatırlamıyordu. Tıpkı Kerem gibi… Genç adam hastaneye sığamazken zorlukla kendini bahçeye attı. O kız benim yüzümden demişti duymuştu, ne alakası vardı ki onunla? Bunu öğrenmeli bunu kim yaptıysa onun cezasını çekmesini sağlamalıydı. Burçin yapanın kaçtığını söylemişti. Oturduğu banka iki büklüm olurken yanına oturan kişiyi fark etse de o yöne dönmedi.
“Onu gerçekten seviyor musun?”
Kendisine yöneltilen soru ile yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Onu gerçekten seviyor muydu?
“Onu her gördüğümde yeniden doğuyorum ben”
Aradan geçen birkaç saatin sonunda Zeynep ameliyattan çıkmış, doktoru ameliyatın iyi geçtiğini ancak bir süre dinlendireceklerini söylemişti. Bu haber herksin rahatlamasını sağlarken bir süre sonra Hüseyin’in de otogar yolunda yakalandığı haberi gelmişti. Burçin iyi haberleri Sema’ya ve babaannesine verdikten sonra yanında duran Kerem ve Selim’e kendisinin burada olacağını onların gidebileceğini söylemişti ama Kerem bunu anında reddetmiş hastanede kalacağını söylemişti. Selim arkadaşının huyunu bildiği için ısrarcı olmamış onunla kalmıştı. Ezgi ise Ahu ve Burak’ı alıp kendi evine götürmüştü. Burak’ın bir süre kendisinde kalması iyi olacaktı, anne ve babası onun bu halini görürse ufak çaplı bir kriz çıkabilirdi ve buna engel olmak için genç kız arkadaşını direkt kendi evine götürmüştü. Ahu o akşam eve döndüklerinde yengesini aramış Ahmet ile konuşmuştu. Yeğenine artık oyunlarının sonuna geldiklerini sırlarını İhsan öğretmen ve Komutan Şahin abiye vermesi gerektiğini söylemişti. Ahmet bu konuşmadan sonra zaman kaybetmemiş sakladığı kutuyu yerinden çıkarıp saatin geç olmasına aldırmadan kimseye görünmeden önce İhsan öğretmene ardından beraber Komutan Şahin abisine gitmişlerdi. Şahin bu kadar delil olabileceğini düşünmezken genç kızın bu kadar bilgiyi toplamış olmasına hem şaşırmış hem hayran kalmıştı, üstelik yarısını kendisiyle paylaşmış bunları tüm ısrarına rağmen kendisine vermemişti. Abisinin son yaptığı babasının azmettirici olması ve bu delillerin hepsi onların ipini çekmeye yeter de artardı. Hasan’ı evden aldıktan sonra Hüseyin’in de yakalandığı haberi gelmiş Hasan Hakkari’de Hüseyin İstanbul’da sorguya çekilmişlerdi. Bir müddet inkar etseler de sonunda yaptıklarını itiraf etmişler, ertesi gün Hüseyin Hakkari’ye sevk edilmiş onun da mahkemesinin orada görülmesi istenmişti. İki gün sonra mahkemeleri görülmüş ikisi de adam öldürmek, adam öldürmeye teşebbüs, kaçakçılık suçlarından 37 şer yıl hapse mahkum edilmişti. Genç kız aldığı haber ile derin bir nefes alırken sonunda onların layığını bulmuş olmasına çok sevinmişti. Bu sırada yengesinden Hava’nın kaçtığını öğrenmişti. O ve Ahmet ise babasının evine dönmüşlerdi, neyse ki yengesinin babası kendi babası gibi kötü kalpli bir adam değildi, aslında kızına birçok kez o adama boyun eğme al oğlunu gel demiş ancak kadın belki düzelir düşüncesiyle baba evine dönmemişti ama artık anlamıştı hiçbir şeyin yoluna girmeyeceğini. Ahu bu süre zarfında kendisini ne kadar suçlu hissettiğini sürekli dillendirmişti. Burak ona defalarca kendisini suçlamaması gerektiğini asıl suçluların yakalandığını söylese de genç kız bunu kabul etmemekte ısrarcı olmuştu. Hastanedeyken gelen polislere her şeyi anlattıklarında kendisi artık 18 yaşında olduğu için bir sorun oluşmamış ama kardeşi için sosyal hizmetler devreye girmişti. Tabii bu da Ahu’nun ayrıca endişelenmesine neden olmuştu. Neyse ki Kerem ve Selim araya girip birkaç kişiden rica ettikten sonra aynı şekilde abla kardeş evde kalmalarına izin çıkarabilmişlerdi. Sosyal hizmetlerdeki görevli en kısa zamanda ziyarete geleceklerini söyleyip yanlarından ayrılırken Ahu’da kaygıyla ve kardeşinden ayrılma korkusuyla bakmıştı giden görevlilerin arkasından.

Eve gittikten sonra geçen üç gün onları daha da yakınlaştırmıştı. Ahu, Burak ile bir bebek gibi ilgilenirken genç adam ara ara iyi niyeti suiistimal etmeden duramamıştı. Ezgi onların bu hallerine gülümserken Gonca’yı da Zeyneplerden almışlardı. O eve geldikten sonra ertesi gün sosyal hizmetlerden iki görevli gelmiş onlarla bir süre evde sohbet etmiş, yaşadıkları evi gözlemlemişti. Neyse ki Ezgi’nin evi fazlasıyla düzenli ve eksiksizdi ve onları rahatsız edebilecek bir şey olmamıştı. O akşam Kerem ve Selim araya girmese şu an Gonca bir yurda yerleştirilmiş olacaktı hepsi bunun farkındaydı ve bu sebeple onlara ayrıca minnet duyuyorlardı. Bu arada Gonca’nın okula kaydı yapılmıştı ve artık okula başlayacaktı. Yeni arkadaşlar yeni çevre onu biraz korkutsa da bu konuda Ezgi ona destek veriyor içini rahatlatmaya çalışıyordu. Resmen ona hayranlık duyuyor, onun gibi olabilmek istiyordu. Onun görüşü, duruşu, güven verişi, samimiyeti o kadar güzeldi ki ona kısa sürede bağlanmıştı genç kız. Bir ablası daha olmuştu. Burak ve ablası arasındaki çekimin de farkındaydı Gonca ve onların bu halleri ablasının utangaçlıkları onun çok hoşuna gidiyordu. Arada Ezgi ile birlik olup onunla uğraşıyorlar “Aa sen kızardın mı, ne oldu ya?” diye muziplikler yapıyorlardı. Ahu yaptığı çorbadan salonda oturan Burak’a da getirdiğinde;
-Hadi iç bunu sonra ilaç içeceksin dedi.
-Ama kolum sargıda hem ben sol elimi kullanamam biliyorsun.
Genç adam karşısındaki genç kızın gözlerine o kadar masum bakıyordu ki Ahu anında “Tamam” deyip kaşığı eline aldı. Ezgi arkadan kafasını sallarken;
“Sen gerçekten çok fenasın Burak, kıza solak olduğunu neden söylemeyip demagoji yapıyorsun” dedi.
Ahu kocaman açtığı gözleriyle ağzına kaşık götürdüğü adama bakarken Burak anında savunmaya geçmişti.
-Ne solağı Ezgi yanlışın var senin.
-Ben seni 6 yaşından beri tanıyorum, altına kaç kere işedin onu bile biliyorum Burak.
Gonca onların bu haline kıkırdarken Burak’ta araya girip;
-Ya sen neden oralara getiriyorsun konuyu, Ahu gerçekten benim kötü bir niyetim yok ben iki elimi de kullanabiliyorum yani küçükken sol kullanmakta çok inat etmişim annem de sağ olsun diye diretmiş derken ikisini de kullanır olmuşum. Kötü bir niyetim yoktu dedi.
Ahu genç adamın ağzına elindeki ekmek parçasını tıkıştırırken kafasını iki yana sallayıp “Bu son, bir daha kanmam” derken onun küçük yalanına ses çıkarmamıştı.
Üç gün boyunca hastaneden ayrılmamıştı Kerem, Zeynep bir şey ister bir şeye ihtiyacı olur düşüncesiyle hastaneden ayrılamazken aynı zamanda odasına da girmemişti. Son yaşananlardan sonra Burçin ile konuşunca onun yanlış anladığını net bir şekilde fark etmişti. Hiç istemezken olay nerelere gelmişti. Ona bir özür borçluydu, not bırakmak istememiş sonrasında arayıp ya da yanına gidip telafi ederim diye düşünmüştü ama Burçin’den öğrendikleri ile onun ne kadar kırıldığını fark etmesini sağlamıştı. Bu süre zarfında bir de geçmişten bir arkadaş ile tanışmıştı, Tuna. Lise zamanlarından hatırlıyordu onu ama hiç samimiyetleri olmadığı için aradan geçen yıllarda da hiç görüşmemişlerdi. Tuna, Burçin’in arkadaşı Zeynep’in başına gelenleri öğrenince hastaneye gelmiş o sırada görmüştü Kerem’i. İlk an birbirlerini hatırlamasalar da Selim’in güçlü hafızası onların aynı lisede okuduklarını ortaya çıkarmıştı. Kısa sürede kaynaşıp aradan geçen yıllar hakkında konuşurlarken Kerem’in aklı üç gündür olduğu gibi yine genç kadındaydı. Burçin ona sürekli Zeynep’i görmesi konusunda ısrarcı olsa da o emin olamıyordu. Onu üzer miyim, şu an ki durumuna olumsuz bir etkide bulunur muyum diye endişeleniyordu. Burçin her ne kadar Kerem’e söylese de kendisi Tuna konusunda bu kadar cesur olamıyordu. Tuna ona neden böyle bir tepki verdiğini öğrendiğini söylemiş yaşattıkları için özür dilemişti. Burçin ise önemli değil deyip her zamanki gibi sanki hiç umursamıyormuş havasına bürünmüştü. Genç adam onun üzüntüsünün farkındaydı ama karşısındaki kadın o kadar inatçıydı ki istemediği hiçbir şeyi ne söyletebiliyor ne kabullendirebiliyordu. Tek ümidi zamanla aralarındaki bu duvarın yıkılabileceğiydi, en azından kendisi Burçin’in bu umursamazlık duvarını yıkmak için çabalayacaktı. Selim, babası çağırdığı için şirkete giderken Tuna ve Burçin’de Zeynep’in istediği birkaç parça eşyayı almak için eve gitmişlerdi. Sema eşyaları hazırlamış ben getireyim dese de Burçin ben alırım hem babaannemi görürüm deyip onun gelmesini engellemişti. Amacı biraz da Kerem’e adım atması için zemin oluşturmaktı. Zaten iki gün sonra çıkacaklardı ve Zeynep gayet iyiydi, genç olması onun çabuk toparlanması için bir avantaj olmuştu. Zeynep odada olanları düşünürken bir yandan da aklına gelmemesi gereken kişinin gelmesinden dolayı kendine kızıyordu. Burçin sağ olsun sürekli adını tekrarlamış, olanları ona anlatmıştı. Gerçekten babası için mi gitmişti? Eğer o gün öyle bir olay olmasaydı gerçekten sabah uyandığında yanında olacak mıydı? Bu sorular sürekli zihnini meşgul ederken kapının tıklatılıp birkaç saniye sonra açılmasıyla zihnindeki adamın kanlı canlı karşında duran görüntüsü ile karşılaştı. Bir an yutkunma gereği duyarken kalbinin yine çok hızlı attığını hissetti, bunun yanında bir de yanmaya başlayan yüzü vardı. “Acaba nasıl görünüyorum?” diye geçirdi içinden. Kesin saçı başı birbirine karışmış tam bir çirkin ördek olmuştu. Günlerdir tek yaptığı uyuyup uyanmaktı. Kesin yüzü gözü şiş içindeydi. Bu düşüncelerin saçmalığına kızdı, ne önemi vardı ki çok mu önemliydi sanki?! O kendi içinde bir savaş verirken genç adam yanına ulaşmış kısık çıkan sesiyle;
-Merhaba demişti.
Genç kadın göğüs kafesinde hissettiği acıdan dolayı çok fazla hareket edemezken ona burukça gülümseyip;
“Selam” demişti sadece.
Küçük porselen bir saksıda getirdiği kardelen çiçeğini başucuna bırakıp;
-Hemşireden gizli içeri soktum dedi mahcup bir şekilde.
Genç kadın bir çiçeğe bir ona bakarken gülümseyip;
-Çok güzeller teşekkür ederim dedi.
-Senin kadar değil.
Karşısındaki adamın konuşmasıyla bakışlarını ve utangaç gülümsemesini ondan saklamaya çalışırken Kerem’de konuşmaya devam etti.
-Ben o gün seni yalnız bıraktığım için üzgünüm. O gün…
Kadın onun konuşmasını tamamlamasına izin vermemiş kendisi tamamlamıştı.
-Baban için üzüldüm geçmiş olsun, şimdi iyiymiş ayrıca sevindim. O güne ya da geceye gelince anlık duygu yoğunluğu ile gelişen bir şeydi bence büyütmemizin bir manası yok. Sen Sedef için karşıma çıktın ama o öldü yani muhatabında yok artık kendini o gün için suçlu ya da üzgün hissetmene gerek yok. Hem artık karşılaşmamızı gerektirecek sebep de yok.
Kerem onu şaşkınlıkla dinlerken onun söylediklerini kabul etmemek, saçmaladığını söylemek istemişti ama içeri giren hemşire buna engel olmuştu. Hemşire pansuman için gelince kendisi çıkmış sonrasında Burçinler gelmiş O da artık burada durmasının bir anlamı olmadığını düşünerek evine dönmüştü. Burçin ve Tuna onun bu haline anlam veremezken genç kadın Zeynep’i sorguya çekmiş ama ağzından tek laf alamamıştı. Bu durum iki gün boyunca devam etmiş, Kerem hastane çıkışına gelmiş ancak kendisini Zeynep’e göstermemişti. Burçin ile sürekli görüşüyor onun nasıl olduğu hakkında bilgi alıyordu. Burçin aynı şekilde onun da ağzından tek laf alamamış sinirlenip ‘İkiniz de inatçısınız, sizi gerçekten pataklamak istiyorum’ demişti.

*
-Kaç gündür gelmedin?
Selim genç kadının konuşmaya başlamasıyla gülerek bakışlarını ona çevirdi;
-Özledin mi beni?
-Ya ne demezsin özleminden bir deri bir kemik kaldım.
-Ben seni biraz kilo almış gibi gördüm aslında diyen adama gözlerini kocaman açmış bakan Derin sağ elini ona vurmak için hazırladı ama Selim hemen geriye doğru bir adım atıp;
-Tamam sustum dedi.
Kadın başlarda bu adama kızıp onu sürekli kapı dışarı etmek isterken şimdi de görmediği zamanlarda içten içe merak edip acaba neden gelmedi diye sorgular olmuştu. İçinde bir yerlerde farklı şeyler oluyordu, ilk kez böyle şeyler hissediyordu. Sessizce yan yana bir süre daha yürüdükten sonra kadın kafasının onun tarafına çevirip;
-Ne olduğunu anlatmayacak mısın? Diye sordu.
Selim sıkıntılı bir nefes verip;
-Zeynep vuruldu dedi.
Derin korkuyla mavi gözlerini irice açarken;
-Ne, nasıl oldu bu? O, yani arkadaşın mı yaptı bunu? Diye sordu acele ile.
Adam başını sağa sola sallayıp kafasını önüne eğmiş yavaşça yürürken;
-Bir öğrencisi ailesinden kaçıp gelmiş, Zeynep'te ona ve kardeşine yardımcı oluyormuş galiba ve abisi onları bulunca öldürmeye kalkmış. Zeynep'in evinin önünde olmuş olay ve olay sırasında Zeynep vurulmuş dedi.
Kadın ne diyeceğini bilemeyen bir halde şaşkınlıkla adamın anlattıklarını dinlerken onun cümlesini bitirmesiyle Zeynep'in şimdi nasıl olduğunu sordu. Selim şimdi iyi olduğunu, bugün taburcu olduğunu söylemiş yanında yürüyen kadının içine su serpmişti.
Başlarda nasıldık şimdi nasıl olduk diye düşündü kendi kendine Selim. Artık İbrahim gibi onları görüştürmek zorunda olan bir sebep de yoktu ama vakit bulduğu her an bu kadının yanına geliyordu. İlginç bir şekilde onunla olmaktan, şakalaşmaktan, konuşmaktan büyük bir haz duyuyordu. Yeni keşfettiği bu hissin tam olarak adını koyamamış olsa da farkında olmadan bununla yaşamanın verdiği huzur ve mutluluk çoktan kabulü olmuştu.

Yorumlar