İkiz Nehirler-24
"Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek - yıllar yılı unuttun onu yalnızca: Bunu da "koşullar"a, "hayatın akışı"na, sorumlulukların"a falan bağlamaya kalkışma - bahane bulmaya çalışma: Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden: korkaklıkla işin kolayına kaçan...
O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden: ne yaptın sen sana?!..."
Oruç Aruoba - Hani
İyi ki bu dünyadan geçtin...
*
-Şu dolabı da kurduğumuzda evimiz tamam olacak.
Ahu, Burak'a gülümseyerek bakarken;
-Sen mi kuracaksın bunu? Diye sordu.
Yanında ellerini beline yerleştirmiş ayakta duran genç bakışlarını karısına çevirdikten sonra bilmiş bir halde gülümserken;
-Tabii ki hem ne var ki, bak şimdi bu kağıtta nasıl kurulacağı yazıyor bu sıraları takip ederek kurabiliriz dedi.
Kız onun elinde tuttuğu kağıda bakarken üzerindeki numaralarla parçaların nasıl monte edileceğinin yazdığını gördü. Beraber dolabı kurmaya çalışırlarken içeride de Ezgi ve Gonca kalan işleri tamamlıyorlardı. Burak kısa sürede Ezgi'ye yakın bir yerde ev bulmayı başarmış her şeyi hallettikten sonra buraya taşınmışlardı. Biriktirdiği para her şeyi halletmişti ama yavaş yavaş tükeniyordu ve bir an önce bir iş bulması gerekiyordu. Ahu'ya bunu hissettirmemek istese de genç kız bunların farkındaydı ve sebep olduğu şeyler onun kendini mümkünmüş gibi daha çok suçlamasına neden oluyordu. Beraber dolabı tamamladıklarında kız gülerek ellerini çırpıp "Çok güzel oldu" dedi. Burak onun bu haline içten bir şekilde gülerken uzanıp yanağına öpücük bıraktıktan sonra;
-Evet çünkü sen yaptın dedi.
Ahu utangaç bir halde gülümseyip başını öne eğerken yanında onun gibi bağdaş kurup oturmuş gencin aklına eve geldiğinde orta sehpanın çekmecesine bıraktığı kutu gelmişti. Uzanıp kutuyu aldığında Ahu ona soran gözlerle bakarken o da mahcubiyetini belli eden bir gülümseme ile konuşmaya başlamıştı.
-Bu işlerde acemiyim yani daha önce hiçbir kız böyle aklımı başımdan almadığı için bazı şeyleri eksik yapabiliyorum.
Ahu onun söylediklerinden dolayı hem utanıp hem de ona soran gözlerle bakmaya devam ederken Burak'ta elindeki kutunun kapağını açtı. Biri ince küçük pırlanta taşlarla çevrili diğeri sade ince iki tane beyaz altından alyans vardı kutunun içinde. Genç kız ona şaşkınlıkla bakarken Burak onun elini kavrayıp önce üzerine bir öpücük bıraktı, sonra da onun için olan alyansı kızın yüzük parmağına taktı. Burak genç kızın yüzüğünün üzerine yeniden dudaklarını bastırdığında Ahu'da heyecandan titreyen eliyle ona gülümseyip;
-Sen benim en çaresiz hissettiğim anda çıktın karşıma, şu kara yazgımın en güzel hediyesi oldun. İyi ki varsın dedi.
-Her zaman yanında olacağım, hiç gitmeyeceğim.
Ahu heyecandan titremeye devam eden eli ile onun yüzüğünü taktıktan sonra bir anlık cesaretle genç adamın dudaklarına hızlı bir öpücük bırakmıştı. Burak kızın bu haline gülümserken elini onun yanağına koyup başparmağıyla yanağını yavaşça okşadı. Kız ilk an gözlerini kaçırsa da sonrasında gözleri yeniden yanındaki gencin gözlerine dikmişti. Kendisini onun yanında çok farklı hissediyordu, artık küçük bir kız olmadığını hatırlatıyordu onun dokunuşuyla hızlanan kalbi. Aynı zamanda değerli olduğunu anımsıyordu, okulda öğretmeni bunu ne kadar dillendirse de evde babasından abisinden gördüğü baskı, maruz kaldığı hakaretler hiç bunu hissettirmemişti ona. Fakat Burak'ı tanıdığından beri genç adam kendisine o kadar düşünceli yaklaşmıştı ki değerli olduğunu hissetmiş, hiç sahip olamadığı o özgüven duygusunu tam olmasa da onunla tatmıştı. Ahu gözlerini kapayıp ondan gelecek hareketi beklerken Burak'ta onun bu haline gülümseyip dudaklarını hafifçe genç kızın dudaklarına bastırmıştı. Genç kızın kalbi sanki birazdan çıkıp gidecekmiş gibi hızla çarparken Burak'ın da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Onu daima seveceğini, ona her zaman şefkatle yaklaşacağını hissettirmek istercesine öptü karısının dudaklarını. Bir müddet sonra dudaklarını kızın dudaklarından ayırabildiğinde Ahu'da heyecanla soludu birkaç kez. Burak onun kızarmış yanaklarını, kaçırdığı gözlerini izledi yüzünde oluşan gülümseme ile. Onun yüzüne düşen saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırırken kendisinden uzaklaşmasına izin vermeyip genç kızı göğsüne çekmişti. Aradan geçen birkaç dakikanın sonunda salona giren Ezgi onların bu halini görünce uğraşmadan edememişti. Ahu onun kendisine takılmasından, uğraşmasından asla rahatsızlık duymuyordu. Genç kız bu süreçte ona bir abla, bir dost olmuş onun her kafa karışıklığında imdadına koşmuştu. Burak'ta bunun farkındaydı ve ona her konuda olduğu gibi bu konuda da müteşekkirdi. Gonca ile yiyecek bir şeyler hazırladıklarını söyleyen genç kız hava güzel olduğu için ön balkonda olduklarını söyleyip mutfağa geri dönerken onlar da kızın arkasından kalkıp balkona gitmişlerdi.
-Babanlarla hiç konuştun mu?
Ahu'nun huzursuzca kendisine yönelttiği soru ile onun kendisini suçlamaktan vazgeçmeyeceğini yeniden anlamıştı.
-Hayır konuşmadım, konuşmamızı gerektirecek bu durum yok. Hem sen böyle şeyler için canını sıkma haftaya vizeler başlayacak onlara yoğunlaş, önceliğimiz senin okulunu bitirmen. Ben de birkaç şirket ile görüşeceğim, okulda ortak projeler yaptığımız yazılım firmaları hepsi. İki ay sonra okulum tamamen bitmiş olacağı için iş bulmakta güçlük çekeceğimi sanmıyorum.
Ahu anladım der gibi kafasını sallarken sıkıntılı bir soluk bırakıp önündeki çaydan bir yudum aldı. Ailesinin ona sırtını dönmüş olması genç kızı çok üzüyordu ve elinden hiçbir şey gelmiyor olması mümkünmüş gibi kendisini daha fazla suçlamasına neden oluyordu. Gonca'nın sosyal hizmetlere gönderilmesini engellemek için erkenden evlenmişlerdi belki ama ailesi genç kızı tabiri caizse bir servet avcısı olarak görüyordu. Şimdilik herhangi bir sorun yoktu, Kerem ve Selim vasıtasıyla bir müddet daha bu konuda rahat olacaklarının farkındaydı ama babası korkutuyordu genç kızı. Onun ne kadar kötü bir insan olduğunu artık öğrenmişti, bu yüzden yine birine zarar vermesinden korkuyordu.
*
-Günlerdir aramadın...
-Ben işin vardır diye rahatsız etmek istemedim, aslında aramak istedim...
Genç kadının sonlara doğru kısılan sesi adamın buruk bir şekilde gülümsemesine neden olmuştu. Tanıştıkları o ilk zamanlar gelmişti aklına, nasıl da terslemişti kendisini. Şimdi ise mahcubiyeti o güzel gözlerine yansımıştı ve bu durum adamı üzüyordu. Ona her ne kadar kırgın olsa da kıyamıyordu. Zaten aşk dediğimiz şeyde bir kıyamama hali değil miydi? Selim genç kadını yönlendirip sahildeki bir kafeye girmesini sağlamış kendisi de ardından içeri girmişti. Cam kenarında bulunan boş bir masaya geçtiklerinde birer kahve siparişi vermişlerdi.
-Nasılsın?
-İyiyim, yakında okullar arası turnuvalar başlayacak onlara hazırlanıyoruz. İbrahim önümüzdeki ay takımla ilk maçına çıkacak onunla antrenman yapıyoruz bol bol, günlerim böyle geçiyor.
Bir de seni özlemekle demek istedi ama söyleyemedi genç kadın, söylemek isteyip de sustuklarını bakışlarıyla anlatmak istedi. Hatalarını telafi edebilmek için elbette çabalayacaktı ama bunu nasıl yapması gerektiği konusunda kafası çok karışıktı. Belki de yavaş yavaş ilerlemek ikisine de iyi gelecekti, bazı şeyler çok hızlı olmuştu.
-İbrahim ile dün konuştuk söyledi maçı olduğunu, hatta bir işim olmazsa beraber gidebileceğimizi söyledim. Biliyorsun şu Volkan denen puşt ortaya çıktı, onu bulmaya çalışıyoruz bir yandan da. Hâlâ bir iz bulamadık ama amcam muhbirlerden birinin birkaç bilgiye ulaştığını söyledi.
-Evet Zeynep söyledi hâlâ ulaşamadık, hiçbir iz bulamadık diye. O ortaya çıkmadıkça Zeynep daha da kötü oluyor, endişeleniyor. Allah'ın cezası düşmedi bir kızın yakasından.
Derin sıkıntılı bir nefesi dışarı bırakıp önündeki kahvesinden bir yudum alırken Selim ona güven vermek istercesine gülümseyip;
-Merak etme yakında bulacağız, kimseye zarar veremeyecek dedi.
Kadın karşısında oturan adamın kendisine gülümseyen yüzüne baktı bir müddet, ne kadar özlediğini bir kez daha anladı. Onunla konuşmayı, onun kendisiyle uğraşmasını o kadar çok özlemişti ki bunlara engel olanın kendisi olduğunu bilmek kendisine olan öfkesini mümkünmüş gibi daha da artırıyordu.
"Seni çok özledim"
Genç adam karşısındaki kadının itirafı ile kısa bir an duraksadı, bunu beklemiyordu. Aslında Derin'de kendisinden böyle bir itiraf beklemiyordu, dudaklarından dökülen kelimeler onu da şaşırtmıştı.
"Ben de seni çok özledim"
Sevgilisinin mavi gözlerine bakmaya devam ederken dökülmüştü dudaklarından kelimeler. Her ne kadar özlemiş ve özlenmiş olsa da aralarındaki sorunu halletmeden geri adım atmayacaktı, bu konuda kararlıydı. Bu yüzden Derin'i sık sık aramıyor kendi haline bırakıyordu.
-Ben hatalarımın farkındayım, sana güvenmemekle büyük bir yanlış yaptım. Senin beni ne kadar çok sevdiğini biliyorum ve bunu bildiğim halde aptal gibi saçma sapan kuruntulara kapıldım. Hatamı telafi etmek için emin ol gayret edeceğim, seni çok seviyorum ve kaybetmemek için elimden gelen çabayı göstereceğim.
Karşısındaki kadının itirafı karşısında gülümsemesinin genişlemesine engel olamazken "Güzel" dedi sadece. Derin kıstığı gözleriyle ona bakarken aralarında eğlenceli bir çekişmenin başlayacağının da farkındaydı. Selim'in çalan telefonu bakışlarının birbirinden ayrılmasına neden olurken ekranda Kerem ismini görünce yeniden gülümsemeye başladı genç adam.
Bir müddet sonra konuşmaları sonlandığında kendisine bakan meraklı gözlere açıklama yapma gereği hissetti.
-Bir dosya vardı bizim Keremlerle ortak yaptığımız iş ile ilgili, Kerem onu babasından almayı unutmuş. Bizden alabilir misin diye soruyor. Şimdi seni eve bırakmadan önce uğrar alırız Ekrem amcadan, senin işin yoktu değil mi?
-Yok, yani uğrarız beraber.
Bir süre sonra hesabı isteyip kalktıklarında birlikte Keremlerin evine geldiler. Geniş kapıdan geçtikten sonra kendilerini etrafı duvarlarla ötülmüş büyük bir bahçe ve ev karşılıyordu. Daha önce Selim'den Kerem'in ailesi ile yaşamadığını, annesi ile bazı sorunları olduğunu öğrenmişti genç kadın. Adam hemen döneceğini söyleyip arabadan inerken genç kadın da arkasından inmiş etrafa bakınmıştı. O sırada bahçede yüzü akşam güneşine dönük bir halde oturan bir kadın çekmişti dikkatini, beyazlamış uzun saçları ensesinden toplanmış bitkin bir halde oturuyordu. Kerem'in annesi olabileceğini düşündüğü bu kadına doğru birkaç adım attığında kendisine dönen bakışlar olduğu yerde çakılı kalmasına sebep olmuştu. Artık ne ona doğru bir adım atabiliyordu ne de geri dönebiliyordu. Aklının ona bir oyun oynadığını düşündü, bu olamaz dedi kendi kendine. Bu kadın o olamazdı değil mi? Koluna dokunan el ile irkilirken bakışlarını hızla o yöne çevirdiğinde elin sahibinin Selim olduğunu gördü. Söylediklerini ilk an idrak edemedi, sadece uğultu vardı sanki etrafta. Su altında yüzerken dışardan belli belirsiz duyulan sesler gibiydi, boş gözlerle baktı sevgilisine konuşamadı. Dakikalar sonra dudaklarından dökülen tek şey "Bu o kadın" oldu.
*
Zeynep ne yapmasını bilemeden öylece okula gidip geliyor, günlük hayatını idame ettirmeye çalışıyordu. Avukat ile konuştuktan sonra içindeki korku hem artmış hem de bir şeylerin yoluna girebileceği konusunda umutlanmıştı. Duyguları karmakarışıktı. Sacide Ebe ile görüşmüşlerdi ve kadının anlattıkları inanılacak gibi değildi. Sedef'in onu düşümmüş olması, onun zarar görmemesi için bir şeyler yapmış olması genç kadına hiç inandırıcı gelmemişti. Kendisine o kadar çok zarar vermişti ki, şimdi iyilik yapıyor olması kuşku uyandırıyordu ister istemez. Sacide Ebe birkaç evrak ve bankada bir kasadan bahsetmişti. Henüz o bankaya gitmemişlerdi, zaten bankadaki bu kasa kadının adına açılmıştı. İstedikleri zaman gidip kasadakini alabileceklerini söylemişti kadın onlara. Zeynep, Sacide'nin o gün kendisine söylediklerini düşündü yeniden "Sedef yaptıklarının günahını daha bu dünyada çekmeye başlamıştı, ben o sabi anasız büyümesin diye yaptım ne yaptıysam" demişti.
Kerem kadının masasında önündeki kitaba boş bakışlarını izledi bir süre. Hâlâ Volkan'ı bulamamışlardı. Adam yer yarılmış içine girmişti sanki. Bu belirsizlik, onu bulamamış olmak artık sinirlerini bozmaya başlamıştı. Zeynep'in de huzursuzluğunun farkındaydı ve onu bulamamış olmak bu huzursuzluğu günden güne artırıyordu. Zeynep'in çalan telefonuyla ikisi de daldığı düşüncelerden sıyrıldılar.
-Efendim hala.
-Kızım n'apıyorsun, ne zaman geleceksiniz?
Zeynep çattığı kaşlarıyla önce Kerem'e kısa bir bakış attı, sonra da halasının sorusuna cevap verdi;
-Birazdan çıkarız, ne oldu ki? Umay'a mı bir şey oldu?
-Hayır hayır hemen telaş yapma, artık zapt edemiyorum. Çok huysuzlaştı, günlerdir evin içinde tıkıldı kaldı çocuk. Annem gelsin diye ağlıyor.
Zeynep sıkıntıyla yüzünü buruştururken "Tamam hala geliyorum ben hemen" dedi.
Kerem ona soran gözlerle bakarken O da halasının söylediklerini ona anlattı.
-Tamam beraber gidelim, dersler bitti nasılsa.
-Senin işin yok mu, seni daha ne kadar işlerinden alıkoyacağız Kerem. Tamam Ebe ile konuştuk, Volkan dava açmaya kalkarsa en azından o güvencemiz var, bir de şu ne olduğu belli olmayan evraklar. Kendini mecbur hissetme, git kendi işlerinle ilgilen.
Kerem derin bir nefes alıp ona doğru birkaç adım attıktan sonra;
-Hiçbir yere gitmeyeceğim Zeynep, anla artık şunu. Hadi Umay'ın yanına gidelim dedi.
Zeynep daha fazla uzatmadı ve beraber okuldan çıktılar. Kerem, her zaman olduğu gibi yine her fırsatta yanında olmuş günlerdir onu yalnız bırakmamıştı. Zeynep geceleri evine gitmesi şartıyla onun yanında olmasına ses çıkarmayacağını söylemiş adamı en azından bu konuda ikna edebilmişti. Onun kendisi yüzünden bu şekilde mağdur olması, yorgun düşmesine razı olamıyordu. Sabahları beraber gelip akşamları beraber dönüyorlardı, Kerem bazen akşamları onlarla yemek yiyor evine öyle geçiyor bazen de işlerinden dolayı direkt kendi evine ya da şirkete geçiyordu. Birlikte arabaya bindiklerinde Kerem biriyle mesajlaşmış ardından arabasını çalıştırmıştı. Bir müddet sonra yolda bir yerde durduklarında Kerem beş dakikaya geleceğim deyip arabadan inmişti. Sonrasında aradan geçen birkaç dakikanın ardından bagaja bir şeyler yerleştirip tekrar arabaya döndü. Zeynep'in kendisine yönelttiği soru dolu bakışları "Eve gidince görürsün" diyerek geçiştirmişti. Beraber evin önüne geldiklerinde genç adam bagajı açtığında kadın da şaşkınlıkla ona döndü.
-Bunu ne ara aldın? Ayrıca bunlara ne gerek vardı Kerem!
Adam adının artık onun tarafından daha sık telaffuz edilmesinden hoşnut olduğunu belli eder bir halde;
-Biliyor musun senin dudaklarından kendi adımı duydukça ismimi daha çok seviyorum, ismim en çok senin dudaklarına yakışıyor dedi.
Zeynep gülümsemesine engel olamazken;
-Ben ne diyorum, sen ne derdindesin Kerem dedi.
-Bak yine! Tekrar söylesene.
Genç kadının dudaklarından bir kıkırtı dökülürken kafasını iki yana sallayıp önden yürümeye başlamıştı. Kerem'de onun peşinden giderken kadının açtığı apartman kapısından geçip onunla asansöre binmiş kata çıkmışlardı. Zeynep anahtarıyla eve girdiğinde Sema'da içeriden küçük kıza seslenmişti.
-Umay annen geldi.
Küçük kız koşarak onların yana geldiğinde kadında dizlerinin üzerine çökmüş kızına sarılmıştı.
-Kuşlar bugün yaramazlık yaptığını söyledi.
Kız annesinin boynuna sardığı kollarını çözmezken boğuk çıkan sesiyle "Ama çok canım sıkıldı, hep evdeyim" demişti.
Adam bir süre onların hasret giderişlerini izlemiş ardından gülümseyerek "Birlikte bir çay içer miyiz küçük hanım?" diye sormuştu.
Umay bakışlarını elinde büyük bir kutuyla ayakta duran adama çevirdiğinde fark ettiği şeye gözleri ışıldayarak baktı.
-Onu bana mı aldın?
-Evet, komşuculuk oynarız belki yine seninle.
Kız olduğu yerde zıplarken ellerini çırpıp "Hadi oynayalım! Anne eve bak kocaman, hadi Kerem gidip kuralım!" dedi.
İkisi de kızın bu heyecanlı hallerini gülerek izlerken Umay Kerem'in elinden çekiştirerek "Hadi Kerem gidip kuralım evimi, anne sen de gel beraber oynayalım" demişti yeniden.
İkisi küçük kızın peşinden gidip onun odasına girmiş onunla beraber yere oturmuşlardı. Büyük kutuyu açıp içinden parçaları çıkardıktan sonra parçaları yerleştirmişler, bir süre sonra evi tamamlamışlardı. Umay eline aldığı bebeklerden kız olanı annesinin eline erkek olanı Kerem'in eline tutuşturmuş kendisi de diğer Barbie bebeği aldıktan sonra onlara ne yapacakları konusunda direktifler vermişti. Kerem onun bu haline kıkırdarken söylediklerini anladığını belli eder bir halde başını sallamıştı.
"Hadi siz şimdi arabayla gelin, ben ev sahibiyim"
Üstü açık küçük spor arabaya bebekleri oturtup evin önüne geri geldiklerinde Umay evin önünde kendi bebeğini hareketlendirerek "Hoş geldiniz, bu ne güzel sürpriz" dedi. Sürpriz kelimesini tam telaffuz edememesi onları güldürürken Zeynep "Aslında bizi sen çağırmıştın" dediğinde küçük kız anında "Ya anne bozmasana" diye huysuzca çıkıştı ona. Bir müddet kızın yönlendirmeleriyle oynamaya devam etmişler onun bazı kelimeleri tam telaffuz edememesini gülerek düzeltmişlerdi.
Kerem onların yanında uzun zamandır hiç hissetmediği kadar huzurlu ve hep ait olması gereken yeri bulmuş gibi hissediyordu. Aralarındaki bağ her gün daha da güçleniyordu, bunun ikisi de farkındaydı. Zeynep'in rahatsız olmaması için onun dediklerine uymak için azami çaba sarf ediyor, yanlış anlaşılmamak tekrar başa dönmemek için büyük bir itina gösteriyordu genç adam. Kendisine seslenildiğinin farkına varmasıyla bakışlarını karşısındaki küçük kıza çevirdi.
"Efendim güzelim, dalmışım özür dilerim"
Umay, Kerem'in kendisine bu şekilde hitap etmesinden dolayı mest olurken söylediği şeyi unutup "Ben gerçekten senin güzelin miyim?" diye sormuştu. Etrafında bu yaşına kadar hiç erkek olmamıştı küçük kızın ve bu kavram Kerem ile hayatına girmişti, tabii Tuna ve Selim'de vardı. Üçünü de çok sevmiş, benimsemişti fakat Kerem'e ayrıca hayranlık duyuyordu. Onun kendisiyle oynaması, ona arkadaş olması, her istediğini yapmaya çalışması onun için paha biçilemezdi. Kerem onun bu haline gülerken kafasını hızla aşağı yukarı sallayıp "Kesinlikle, sen benim güzelimsin. Annen gibi çok güzelsin sen de" demişti. Adam konuşmasının sonunda bakışlarını yanındaki kadına çevirdiğinde onun da bakışlarını kendisine çevirdiğini gördü. Küçük kızın bakışları ikisi arasında gidip gelirken birbirlerine gülümseyerek bakmalarını izledi bir süre sonra da aklındaki soruyu sordu.
-Siz fülöt mü ediyorsunuz?
Flört kelimesini telaffuz edemeyişi Kerem'in kısık sesli bir kahkaha atmasına neden olurken Zeynep kocaman açtığı gözlerle kızına bakmıştı.
-Umay o ne demek anneciğim, hem sen nereden öğrendin bunu?
-Tatilde halamın arkadaşları konuşurken duydum, orada bir ablayla abi vardı böyle sizin gibi bakıyorlardı onlar da birbirlerine. Sonra hep beraber dediler ki flört ediyorlar, siz de öyle mi yapıyorsunuz anne?
Zeynep'in gözleri mümkünmüş gibi daha çok açılırken Kerem'de kahkaha atmamak için kendini sıkıyordu. Kız kırpıştırdığı soru dolu gözleriyle bir annesine bir Kerem'e bakarken kadın genzini temizleyip konuşmaya başladı.
-Sana bu tatiller pek yaramıyor belli, şirazen kaymış senin. Benim işim var.
Kadın oturduğu yerden hızla kalkıp odadan çıkarken duyduğu son şey "Kerem şiraze ne demek?" olmuştu.
*
-Baban adını konuşturdu yine belli ki...
-Maalesef çaldığım her kapı yüzüme kapanıyor, Ahu'nun üzülmemesi için bir şey söylemiyorum ama hiç bu kadar çaresiz hissettiğimi hatırlamıyorum. Nasıl bu kadar kötü olabiliyorlar aklım almıyor Ezgi, benim annem babam bu kadar gaddar olamaz, olmamalı.
Genç kız arkadaşını üzgün gözlerle izlemiş, elinden hiçbir şey gelmiyor oluşuna bir kez daha lanet etmişti. Burak günlerdir çeşitli firmalarla görüşmüş hepsinden olumsuz geri dönüş almıştı, bu dönüşlerin arkasında yatan sebebi çok iyi biliyordu genç adam. Babasının her yerde nüfuzunu kullanıp onun attığı her adımın önüne engel koymasına hazmedemiyordu. Şimdi Ezgi ile sahilde oturmuşlar bunu konuşuyorlardı.
-Ben her zaman yanınızdayım biliyorsun, Diş Hekimi olsan annemle babamın yanında çalış derdim Bilgisayar Mühendisi olman işi bozuyor.
Genç kızın onu biraz güldürmek için söylediği şey onu gülümsetirken ona minnetle baktı.
-İyi ki varsın Ezgi.
Genç kız ise aynı muziplikle gözlerini kırpıştırıp "Bence de iyi ki varım" demişti. Sonra da oturduğu yerden kalkıp konuşmaya devam etmişti.
-Hadi eve gidelim kızlar bekliyor, Çağan'da gelecekti yemeğe.
Bir müddet sonra kendi oturdukları apartmanın önüne geldiklerinde çalan telefonu genç adamın duraksamasına neden oldu. Arayan kişinin Tuna olduğunu görünce gülerek açtı telefonunu.
-Efendim abi
Bir müddet günlük şeylerden konuştuktan sonra Tuna telefonun diğer ucundaki gencin bir şey söylemeyeceğini bildiği için asıl konuya gelmişti.
-Ben bazı şeyler duydum, Burçin söyledi. O da Zeynep'ten öğrenmiş. Tabii konumuz evlenmeniz değil, buna ancak hayırlı olsun deriz. Konumuz senin iş arıyor olman. Sen neden gidip o firmalardan iş istiyorsun ki bize neden gelmedin?
-Abi zaten kızlar için birçok şey yaptınız, bunu ben halledebilirim. Hem düşünmeniz yeter.
-Burak gerçekten saçmalıyorsun, babalar her zaman doğru karar veremeyebiliyorlar kendi babamdan biliyorum. Er ya da geç hatasını fark edecektir ama emin ol, sana birazdan bir firma bilgisi göndereceğim yarın sabah başlayacaksın. Bir daha böyle bir şey olduğunda ne yapman gerektiğini söylemiyorum, artık öğrenmişsindir. Burçin ablanın da selamı var, hadi öpüyoruz sizi.
Burak şaşkınlıkla kapanan telefonun ekranına baktı, Ezgi'de arkadaşını izliyor neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
-Artık bir işim var.
Bu sırada telefonuna da Tuna'nın bahsettiği şirketin bilgileri gelmişti.
Ezgi heyecanla ellerini çırpıp arkadaşına sarılırken "Bu çok güzel bir haber! Hadi bizimkilere de söyleyelim" dedi.
Birlikte eve çıkarlarken Burak, Tuna'nın kendisine söylediğini düşündü. "Babalar bazen yanlış yaparlar ama er ya da geç bunu fark ederler "demişti. Babası da hatasını bir gün fark edecek miydi emin olamıyordu genç adam ama içinden bunu fark etmesini diliyordu. Önceden adının açtırdığı kapıların şimdilerde bu şekilde yüzüne kapanıyor olması onu çok üzüyordu. Aslında adından çok onların varlığını özlüyordu. Onlara hem yakın olup hem de bu denli uzak kalmak onu çok yaralıyordu.
*
Kerem küçük kızı odada bıraktığında etrafa bakınmış ancak Zeynep'i görememişti. Üst katta olabileceğini düşünüp merdivenleri yavaşça tırmanırken kalp atışlarının da karşı konulamaz bir şekilde hızlandığını fark etti. Zeynep'in odasının önüne geldiğinde eli kapı koluna gitti ancak açamadı. Aklına az önce Umay'ın söyledikleri gelince yüzüne engel olamadığı bir sırıtma yerleşmişti. Tam o anda açılan kapı genç kadın ile karşı karşıya kalmasına neden olmuş, Zeynep onun yüzündeki gülümsemeye anlam veremezken soran gözlerle "Neye gülüyorsun sen?" diye sormuştu.
"Aa.. şey ben" derken bir anlık cesaretle ona doğru bir adım atmış, genç kadın da adamın bu hamlesiyle bir adım geri gitmişti. Sırtı gardırobuna değdiğinde yutkunma gereği hissetti Zeynep, Kerem ise ona biraz daha yaklaşmış bir müddet konuşmamıştı. Yeniden konuşabildiğinde adamın dudaklarından kelimeler fısıltı halinde dökülmüştü.
"Sence Umay haklı olabilir mi?"
Kadın heyecanla kırpıştırdığı gözleriyle karşısındaki adama kısa bir bakış atıp kısık çıkan sesiyle "Ne konuda?" diyebildi sadece.
"Sence de flört ediyor olabilir miyiz?"
Zeynep kaçırdığı bakışlarını hızla adamın yüzüne çevirdiğinde onun kendisine beklentiyle bakan gözleriyle karşılaşmıştı. İçinden gelen o garip istek ona adamın bu oyununa ayak uydurmasını söylerken bakışlarını onun bakışlarından ayırmadan "Bilmem, ediyor muyuz sence?" demişti.
Dudakları keyifle kıvrılan genç adam derin bir nefes alıp yüzünü onun yüzüne biraz daha yaklaştırdığında "Ediyor gibiyiz, en son lisede böyle bir şey yaşamıştım ama bu bambaşka" dedi.
Genç kadın kıstığı gözleriyle ona bakarken "Lisedeki aşk hayatından bahsetmeyeceksin herhalde" dediğinde adam da titrek bir nefesi dışarı bırakıp ona biraz daha yaklaştı.
Kadın onun nefesinin esintisini yüzünde hissederken bir soluk alma gereği hissetmişti.
"Sadece sana olan aşkımdan bahsetsem yeter bence"
Adam dudaklarından fısıltı halinde çıkan kelimelerin ardından dolap ile arasına sıkıştırdığı kadının daha fazla bir şey söylemesine fırsat vermeden yavaşça dudaklarını onun dudaklarına bastırmıştı. Kerem'in dudaklarını kavrayan dudakları ona heyecanlı bir soluk aldırırken ne ara olduğunu bilmeden kollarını onun boynuna çoktan dolamıştı. Zeynep daha öncesinde hiç bilmediği, tatmadığı bir hissin içinde filizlendiğini hissederken bu his ona titrek bir nefes aldırmıştı. Genç adamın ensesinde birleştirdiği elleri saç diplerini okşarken Kerem'de mümkünmüş gibi onu kendisine daha çok bastırmıştı. Bir müddet sonra adam dudaklarını zorlukla kadının dudaklarından ayırabildiğinde en az onun kadar sarsıldığını fark etmişti. Kalbinin gümbürtüsü göğüs kafesini zorlarken uzanıp kollarını genç kadına sardı sıkıca, saçlarına dudaklarını bastırdıktan sonra derin bir nefes alıp "Seni çok seviyorum" dedi sadece. Genç kadın nefes alışverişlerini biraz olsun düzenleyebildiğinde aklında hâlâ az önceki öpüşme vardı. Adamın görmediğini bildiği için yüzünde oluşan gülümsemeyi gizlemeye çalışmazken içinden gelen isteğe engel olamayıp kollarını onun beline sarmıştı. Adam ondan böyle bir hamle beklemediği için kısa bir şaşkınlık yaşasa da hiçbir şey söylemeden onu sıkıca sarmaya devam etmişti.
...
Yemeklerini yedikten bir süre sonra Umay uyumaya gitmiş onlar da salonda çaylarını içiyorlardı. Umay'ın evde çok sıkıldığını bildiği için Kerem aklındakini onlarla paylaşmıştı.
-Hala bir süreliğine şehir dışına gitmek ister misiniz? Hem bu şekilde daha güvende olursunuz, burada apartmana giren çıkanları kontrol etmek mümkün olmuyor. Tabi bu sadece bir teklif istemezseniz anlayabilirim.
Sema onun bunu neden söylediğini çok iyi biliyordu, endişelenmekte haklıydı. Üstelik Umay'a bir şeyleri anlatmak pek kolay olmuyordu. Kerem'in bakışları Sema ve Zeynep arasında gidip gelirken Sema bakışlarını yeğenine çevirmişti.
-Sen ne dersin?
-Aslında Kerem haklı yani apartmana her giren çıkanı kontrol etmek mümkün değil, o ruh hastası kurye kılığında bile girebilir. Bir süre şehir dışında kalmanız daha iyi gibi...
Kerem Zeynep'in tepkisinden çekinse de yapmıştı bu teklifi ama onun verdiği cevap kendisini şaşırtmıştı, bu sıralar genç adamı bol bol şaşırtıyordu zaten. Kerem yarın sabah kahvaltıdan sonra Sinan'ın onları götüreceğini söyledikten sonra Sema'da yatmaya gitmiş onları yalnız bırakmıştı. Kadın onların arasında oluşan ve günden güne daha da güçlenen bağın farkındaydı, bu onu çok mutlu ediyordu.
-Teşekkür ederim.
-Artık bana teşekkür etmen gerekmediğini öğrendin sanıyordum.
Genç kadın onun söylediklerine göz devirmekten kendini alıkoyamazken "Galiba öğrenmeyeceğim, insanlar kendilerine yapılan iyilikler için teşekkür ederler" dedi.
-Diğer insanlara edebilirsin güzelim, sen bana her teşekkür ettiğinde ben sana bunu söyleyeceğim.
Kendisine hitap şekli onu kısa bir an gülümsetirken "Tamam, seninle tartışmayacağım" dedi sadece.
Bir müddet sessizce oturmuşlar ikisi de uzayıp giden bu sessizliği bozmak için bir girişimde bulunmamıştı. Kerem artık gitmesi gerektiğini biliyor ancak gitmek istemiyordu. Aslında Zeynep'in de ondan bir farkı yoktu, o da adamın gitmesini istemiyordu. Bunu kendi içinde itiraf edebildiğinde heyecanlı bir soluk almış, aklına öpüşmeleri geldiğindeyse kalp atışları hızlanırken sol çaprazındaki koltukta oturan adama kaçamak bir bakış atma ihtiyacı hissetmişti. Ondan rahatsız olmamak artık kendisini eskisi ürkütmüyordu.
-Ahularla hiç konuştun mu?
Genç adamın kendisine yönelttiği soru ile kısa bir an boş gözlerle bakmıştı ona.
-Evet, evlenmişler. Bugün sen dersteyken uğramıştı yanıma sana söylemeyi unuttum. Hem kızdım hem de hak verdim yani Burak onları koruyabilmek için böyle bir şey yapmış ama bu defa da ailesi onlara sırt çevirmiş. Hiçbir şey de söylemediler, Burak iş arıyormuş ama anladığım kadarıyla babası bu konuda yoluna fazlasıyla taş koyuyormuş. .Ahu hem onun ailesiyle arası bozulduğu için kendisini suçluyor hem de kendi babası konusunda endişeleniyor.
-Artık işi var merak etme. Tuna halletti o konuyu, babasının ismi de bir yere kadar tesir edebiliyor.
Zeynep kıstığı gözleriyle adama bakarken durumu da anlamaya çalışıyordu.
-Siz ne ara bundan haberdar oldunuz, ayrıca madem biliyordun bana neden söylemedin?!
Adam kadının kendine sitem eder gibi konuşmasıyla oturduğu koltuktan kalkmış onun yanına gitmişti. Birbirlerine dönük bir şekilde oturduklarında artık dizleri de birbirine değiyordu. Kadın karşısındaki adama açıklama beklediğini belli eder bir şekilde bakarken adam da konuşmaya başlamıştı.
-Gittiği birkaç şirkette ortak tanıdıklar var onlar söylediler, Tunaların şirketleri onun mesleği konusunda daha donanımlı ben de Tuna'dan rica ettim. Zaten bugün Burçin ile konuşmuşsunuz bu evlilik konusunu Tuna söyledi beni aradığında, onun yanında aramış Burak'ı da. Diğer konuya gelince babası ya da abisi hiçbir şey yapamaz artık merak etme, birkaç defa teşebbüs ettiler ama yapamayacaklarını onlar da kabullendiler en sonunda.
Zeynep ona şaşkınlıkla bakarken karşısındaki adam onun bu haline ufak bir tebessümle cevap verdi.
-Ne ara haberin oldu bana da söyleseydin keşke.
-Bilmen sadece canını sıkacaktı, ayrıca evlilik konusunu ben de yeni öğrendim. İş konusunu da söylemeye gerek görmedim.
-Neden bu kadar düşüncelisin?
-Düşünceli değilim bunları yapmam gerekir zaten.
Kerem imkanı olduğu için zaten bunları yapması gerektiğini düşünüyordu. Oysa Zeynep onun bunları yapmak gibi bir zorunluluğu olmadığı halde her şeyi, herkesi düşünüyor olmasına hem çok şaşırıyor hem de onun böyle şeyler yaptığını gördükçe ondan etkilenmekten kendini alıkoyamıyordu.
-Ben gideyim artık.
Adam tatsız çıkan sesiyle konuşurken kendisi de düşüncelerinden sıyrılabilmişti. Ses tonu kendisini gülümsetirken adamın gitmesini kendisinin de istemediğini fark etmişti bir kez daha.
-İstersen gitme.
Karşısındaki kadının bu teklifi gözlerinden bir ışıltı geçmesini sağlarken anında cevaplamıştı onu.
-Olur tabii, senin için bir sorun olmayacaksa kalırım.
-Sabah yine geleceksin zaten, gelmeyeceğini bilsem evine git derim ama sen gözünü açar açmaz soluğu bizim kapının önünde alıyorsun.
Adam tek kaşını kaldırmış ona doğru biraz yaklaşırken "Bundan şikayetçi misin?" diye sormuştu.
-Öyle bir şey söylemedim.
Genişleyen gülümsemesiyle ona daha çok yaklaşırken "O zaman memnunsun" dedi kısık çıkan sesiyle.
Zeynep onun kendisine adım adım yaklaşıyor olmasından hem heyecan duyuyor hem de hoşnut oluyordu. Onun bu oyununa ortak olmak için kendisi de ona biraz daha yaklaşmış "Bilmem, memnun muyum acaba?" demişti karşısındaki adam gibi kısık çıkan sesiyle.
Kısa sayılabilecek bir zaman diliminde onunla kendisi için büyük bir değişim yaşamıştı. Ondan çekinmiyor, ona güveniyordu. Senelerdir alıştığı artık değişmez dediği hayatı bir anda onunla değişmeye başlamıştı ve bundan şikayetçi değildi. İlk zamanlar kaygılarını hep içinde taşırken şimdilerde onların yavaş yavaş yok olduğunu fark ediyordu.
Genç adam uzanıp onun buklelerinden birini parmağına dolarken genç kadına biraz daha sokulup "Sen bana cilve mi yapıyorsun?" dedi keyifle.
Karşısındaki kadının kıstığı gözlerinden kendisine kızdığını fark eden adam kıkırdarken onun kendisinden uzaklaşmasına izin vermemiş uzanıp onu kendisine çekmişti. Kadının başı göğsüne yaslanırken "Sen biraz alıngan mısın acaba?" dediğindeyse onun ağzının içinde bir şeyler homurdanıyor olması kendisinin de kısık sesli bir kahkaha atmasını sağlamıştı. Mümkünmüş gibi kollarının arasındaki kadını daha sıkı sararken derin bir nefes alıp saçlarına dudaklarını bastırdıktan sonra mırıldanır gibi konuşmuştu.
"Seni hep böyle göğsümde hissedeyim demiştim, artık uzaklaşmana izin vermem kardelen çiçeği".
...
Sabah kahvaltısından sonra Zeynep ve Kerem Umay ve Sema'yı uğurlamışlardı. Sema sabah aklına gelen şey ile Fadime babaanneyi de aramış ona da kendileriyle gelmesi için teklifte bulunmuştu. Yaşlı kadın torunun da bu teklife sıcak bakmasından dolayı kabul etmiş onlarla birlikte Kerem'in şehir dışındaki evine gitmişti.
Şimdi ise Zeynep ve Kerem bugün dersleri olmadığı için mutfakta oturmuş kahve içiyorlardı.
-Yan dairede kim oturuyor?
Zeynep adamın bu sorusuna bir anlam veremese de kısa sürede onu cevaplamıştı.
-Yaşlı bir çift ama şu an burada değiller. Kızlarının yanında Bursa'dalar, önümüzdeki ay dönecekler. Neden sordun?
-Anahtarları var mı sizde?
Kadın hâlâ onun ne yapmaya çalıştığını anlayamazken bir anda aklına gelen şeyle "Yok artık, dibimize kadar da gelmiş olamaz değil mi?" dedi korku ve şaşkınlıkla.
Kerem bu detayı atladığı için kendi içinde kendisine küfrederken sıkıntıyla yüzünü sıvazlayıp "Anlayacağız şimdi" dedi fısıltı halinde çıkan sesiyle.
Zeynep girişteki konsolun üzerinde duran kristal kasenin içinden anahtarı alıp adama uzattığında Kerem'de anahtarı alıp hızla dış kapıdan çıkmıştı.
Kerem dairenin kapı kilidine elindeki anahtarı soktuğunda kilitli olmayan kapı Zeynep'i şaşırtırken adamın da engel olamadığı bir küfrün dudaklarından dökülmesine neden olmuştu. Yavaşça kapıyı açtığında önce adam ardından kadın eve girmişlerdi. Zeynep evin halini görünce şaşkınlıkla elini ağzına kapatırken bir süre ne demesi gerektiğini bilemeden etrafına bakmıştı. Salonda koltuk kırlentleri her yere savrulmuş yatak odasından geldiği bir battaniye ve yastık, yenilip bırakılmış yemek artıkları, kahve fincanları vardı her yerde.
-Allah kahretsin ben bunu nasıl düşünemedim!
Genç adam sinirle solurken kadında endişesini belli eden sesiyle;
-Bunca zamandır dibimizdeymiş demişti.
O sırada Kerem'in gözüne televizyon sehpasının üzerine bırakılmış not ilişti.
"Beni çok aradığınızı biliyorum. Yakında karşılaşacağız. Benim olan ne varsa senden alacağım Kerem Sayguner."
Adam sinirle elindeki kağıdı buruştururken Zeynep hemen telefonunu alıp halasını aradı ancak halasının iyi gelen sesi onu rahatlattı. Kerem ise Sinan'a bir şeyler söyleyip kendi telefonunu kapatmış ancak hemen ardından telefonu yeniden çalmaya başlamıştı. Babasının aradığını görünce ona sonra kendisini arayacağını söylemek için telefonu cevaplamıştı ancak duydukları adamın büyük bir şaşkınlık ve mümkünmüş gibi daha büyük bir hayal kırıklığı yaşamasına sebep olmuştu.
x

Yorumlar
Yorum Gönder